28 Haziran 2012 Perşembe

kalabalıklar içinde yalnız olmak..

insanın hem çok özlediği hem de uzak kalmak istediği yalnızlık... hem en uzağında hem de en yakınında olsun ister her daim... ne zaman arzu etse yanında bir dost eli görmek... ne zaman ihtiyacı olsa omzuna başını yaslamak ister. bunun zamanını iyi belirlenmemiş hallerde gelişigüzel hayatımıza serpiştirdiğimizde bunalırız işte ve tam o zaman sorun olur içimizde kalabalığın ve keşmekeşin ortasında buluveririz bir anda kendimizi. kalabalıklar üstümüze üstümüze gelir o an bir yığıntı halinde;

etrafında binlerce kişi olsa ne yazar?
binlerce kişi emrinde olsa ne yazar?

binlerce kişi senin emrine amade bile olsa insan bu hissiyatı duyabilir ve o an onun için günlerin geçmeyeceği kadar zor olan saatlerin dakikaların saniyelerin hatta gözünde büyüyüp bir yıl gibi geleceği zamandır.

dost elinin yanında olmasa da her daim omzunda olduğunu hissetmek güzel, ya da kötüdür onun yanında olmasa da elini çekmiş olduğunu bilmek.

zaten ne verebiliyoruz ki hayatta birbirimize gerçekten?

neyimiz var ki güler yüzümüz, merhametimiz, sevgimizden başka? oysa ne kadar da cimriyiz bu konuda, ne kadar da benciliz, ne kadar kıt, ne kadar tahammülsüz. burnumuzdan soluyoruz en küçük bir şeyde?

kızgınlığımız tavan yapıyor en olmadık şeyde;

hani örtmek ayıp ve kusurları?

hani affetmek hata ve yanlışları?

hani güvenmek?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder