22 Haziran 2012 Cuma

bir 'suskun gemi' hikayesi;

deniz ve mürekkep..


korkunç bir fırtınanın ardından korkudan sımsıkı yumduğu gözlerini hafifce araladı ve etrafına bakındı.. yıkık dökük güverteye düşmüş bir yelken, ıslak ve kaygan bir zemin ve etrafa dağılmış ağır bir koku. yaklaşık dokuz yıldır bu gemide yolculuk ediyordu ve çok fırtınalar görmüştü, hatta daha kötülerini.. evet kesin bu sefer öleceğim dediği kadar da şiddetliydi üstelik onlar. ya sonrasında güneş yine en tepeye oturmuş ve hiçbir şey olmamış gibi onu izliyordu. güneşin en çok bu haline kızıyordu..

şimdi mi geldin?

daha önce neredeydin?

şimdi her zamanki gibi kaygan zeminde düşmemek icin tutunarak zar zor kendine bir çay aldı.. yine alay eder bir gülümsemeyle güneş dikilmişti tepesine..

ne var?

yine mi sen?

bu sefer gitmeyeceğim dedi lakin, nerde... hiç mi gece olmayacaktı?

hiç mi?

hiç mi rüzgar esmeyecekti?

git başımdan dedi...

git...

dümen geminin gövdesinden ayrılmıştı.. rotası yoktu, hep dua ile ilerliyordu...

hep dua...

deniz... sonu, ucu bucağı olmayan... gitmek istemediğin kadar yolu olan sonsuz mavilik...

ve mürekkep... sonu, ucu bucağı olmayan... yazmak istemediğin kadar yolu olan sonsuz mavilik...

ne kadar da benziyorlardı...

ikisine de hayranım azizim..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder