ben ve kendim;
'bizimkisi bir yol hikayesi' diye başladı.. tüm arzu ve
özlemlerimizi bir valize koyduk, elbette kırılmış umutlar ve yere bir
hınçla fırlatılmış kristal bir vazo gibi olan kalbimizi de unutmadık
diğer önemsiz bir kaç parça eşyayı alırken... onun da tüm parçalarını
bir poşete sarıp sarmaladık. ya acı içinde kıvrandığın günler orada
çekmecenin en ücra köşesinde mi kalacaktı taşınırken. senden sonra gelen
kiracıya bir ipucu öyle mi? onu da yine de güzelce katlayıp arada
çıkarıp bakmak üzere nazikçe yerleştirdik elimizi attığımızda kolayca
bulabileceğimiz öndeki o çok pratik olan fermuarlı göze...
tüm cadde ve sokaklarla vedalaşmaktı tüm arzumuz fakat hiç
çaktırmadan kendimize sanki bir kaç günlüğüne gidiyormuş gibi aheste
aheste ayrıldık kendimizin bulunduğu mahalleden... yok yok bilemedim ben
şimdi eski zamandı.. aslında tam olarak şöyle olmuştu olay;
kaçıyormuşcasına bir gece vakti, daha sabah bozu inmeden kendimize bile
duyurmadan, kendimizin yanağına uyanmasın diye bir öpücük kondurmadan
kaçarcasına çıktık şehirden...
tüm isteğimiz kendimizi kandırıp, ağrısız ve acısız bir şekilde
kendimizden kaçmaktı... oysa her şeyimizi alırken kendimizi de almıştık
farketmeden.
kendimizin bulunduğu şehirden ayrılmak üzere valizimizle birlikte
çıktık yola dedim ya... yollar kendimizin bulunduğu önce sokaktan, sonra
mahalleden, sonra ilçeden ve şehirden uzarken valizin icindeki kırık
kristal vazo birbirine çarpıp tiz bir ses çıkarıyordu inceden. epeyce
uzaklaşmıştık artık diye düşünürken tam köşeyi döncektik ti kendimizle
buluşturdu yol bizi..
dedim ya bizimkisi bir yol hikayesi... acı sokağında, umut
apartmanında, belki ilçesinde, yürek yangını şehrinden yola çıkılmış,
ümit sokağına, ya eğer şehrine, kim bilir ilçesine doğru giden bilet
almıştık... kendimize kavuştuk kırık kalbimiz, acı, yürek yangını dolu
vazilimiz elimizde köşe başında öylece kalakalmıştık... her adımda biraz
daha ağırlaşıyordu sanki valizimiz...
bir bakkal vardı köşe başında adres bilmiyorduk lakin
afedersiniz burası 'ya, eğer şehri mi' diye cılız ve kaygılı bir ses
tonuyla seslendi kendimle birlikte ben.. nereden geliyordunuz..? şey
biz yürek yangını şehrinden yola çıktık burayı tarif ettiler...
valizimiz de kendimizden ağırcana artık taşıyamıyoruz oldukça
yorulduk...
yerleşim icin sorduğumuzda ümit sokağı, kim bilir ilçesi burasını tarif ettiler..
burası değil mi?
ya, eğer...
belki...
ümit...
kim bilir...
o kadar tarife rağmen sustu ve öylece uzunca baktı bakkal kendime ve
bana... ve ben artık tek kelime bile soracak takatım kalmamıştı...
ondan sustum kendimle birlikte artık kimseye bir şey sormayacağım
dedim.. elbet bir gün istediğimiz adrese ulaşacaktık. lakin adres neydi?
ya, eğer...
belki...
ümit...
kim bilir...
evet kim bilir?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder