...
bugün günlerden dua günü, saat seherin kızıllığına beş var.. her yer
zifiri karanlık olmasına rağmen sokaklar gebe güneşin doğuşuna.. bu kuş
cıvıltıları da nereden? karanlıklara gizlenip, doğacak güneşi
karşılamak için hep bir ağızdan tempo tutuyorlar.. bir mezarlık yanından
geçiyor yol.. bir çeşme başından..
yolların tarifi mümkün olmayan imkansız, yürünmez hallerine aldırmayanlar ulaşıyorlar sadece vuslata.. güneşin batışıyla birlikte oluşan kızıllık
geçeli çok olmuş.. doğuşuyla birlikte her gölge kaçacak kendi yoluna,
ahd etmiş, azimle yürüyen o taşlı dikenli yolların en ücra köşelerine
saklanmış büyük kalabalıklar var her bir çakıl taşının ardında.. ayağına
batan gölgelere aldırmadan yürüyeceksin, olmayacak sendeleyeceksin...
öyle bir çamur deryasına uzanacak ki ayağın hani adım atsan içinde
boğulacağın bir umman.. bittim, tükendim derken, yorgunluktan bitap
düşmüş, yürümekten dermansız kalmış dizlerini ovuştururken, her karanlık
yol aydınlığa ulaşacak bir kez daha.. en beklemediğinde, hep
rüyalarında gördüğün o mutlu sona ulaşacaksın... belki inanamayacak
yüzlerce kez gözlerini ovuşturacaksın...
evet bu sana sabrından, azminden, cesaretinden kim bilir belki de
cahilliğinin verdiği bilgisizlikle birlikte ama hep ümit ederek,
inanarak, coşkuyla yürüyüp hiç aldırmadan basıp geçtiğin gölgelerin
hatrına verilmiş armağana ulaşacaksın..
bu bir rüya olmalı dediğin an, aslında bir rüya olmadığına anlayacaksın...
'inanamıyorum' narası o kızıllıkla birlikte kaybolan karanlıklarla güneşe karışacak kendi yalnızlıklarına...
bir gün
bir gece
bir ay
belki bir ömür...
gölgenin kızıl saçları rüzgarda salınacak bir rüya gibi...
hiç durmadan dua edeceksin...
unutma günlerden dua günü...
aylardan rüya...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder