9 Haziran 2017 Cuma

Sineme birikince özlem,
 tam yazmak geliyor içimden, 
alıyorum kalemi kağıdı elime
tarif edecek kelime bulamıyorum,
bilmiyorum...

Kalbim ağrıyor özledikçe...
Özledikçe kalbim ağrıyor, ve bu böyle
sürüp gidiyor.. 
bir kısırdöngü sarmalı var hep sana çıkan.
hani yazsam, belki..., kim bilir...,
çiçeklerden, böceklerden bahsedeceğim,
ama...
azalmayacak...

Tarifi imkansızla bir tarifim var ki 
sorma gitsin...
durup dururken, ortada hiç sebep yokken,
hatta...
hayalin yanıbaşımda otururken...
Bir hasretlik doğuyor içime ki sorma gitsin..
Yedi selası okunuyor gönlümün o an...
Can köprücük kemiğine dayandı,
dayanacak diyorum...
işte... 
ne diyeyim...
Tarif i imkansız diyorum ama...
neredeyse yaklaşıyorum.
öyle basit bir cümle değil (...)
bir manâ..

Mesela;
Mekke'den gelen hacı gibi 
öyle mübareksin içimde,
öyle kutlu,
öyle bir ışık...
Çölün orta yerinde Hacer'in İbrahim'e bulduğu
zemzemden..
İşte öyle bir sevinç, öyle bir kavuşmasın

Tarif i imkansız, imkansız...
Hani Eyüp'ün hasta olduğunda
bir nebze de olsa şikayet etmediği sabrıdır özlemin.
imanısın..
kalbimin nuh tufanısın
gönlümde kasırgalar koparan hasretliğim,
Yusuf'un kuyulara atıldığında
Yakup un gözyaşlarıyla yıkadığı,
ama Allah tan hiç ümit kesmediği 
kanlı gömleğisin...

Her şey Allah'tan değil mi?
Çileler, Kuyular, Zindanlar, Tufanlar...
Bu ümitle, aşkla, inançla çekilen çileler
hep ermedi mi kemale?

Ey Yusuf un zindanı Sultan!
Ey İbrahim in ateşi gönlüm!
ferahlat gül ol..
Ey yakup ın çilesi, Sabret!
El-yusuf un balığı Affet!
Ey Ashab ı kehf in mağarası Sakla!

Rahmetinle kucakla,
Merhametinle yaşat!


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder