6 Ağustos 2016 Cumartesi

Hayat salkım saçak, düşüyor gözümüzden, gönlümüzden ..
hayallerimiz vardı, önce kizardi, sonra sarardi soldu düşmedi daha..
Can havliyle yaslandik bi duvara..
Bir duvara..
Duvar'a
Ve
Dua'ya...

Dua'ya durdu gönlümüz, gözümüz...
Safak kizilliginda kanayan yaralarimiz vardi,
İstediğimiz bir omuz, bir sıcacik avuctu.
Yuregimiz ısınacakti...
Yaralanan hayallerimizi saracakti..
Bekledik öylece, ne zaman, nerde, nasıl geleceğini bilmeden..
Bilmek belki de en önemli şeydi,
Her yorgun gözü dündoğumu sanarak
Büyüdük birlikte..
Hayaller ve yaralar da büyüdü bizle...

Dolma kalem



suskun gemi..

kalakaldı bir caminin avlusunda, nasıl ve ne zaman gelmişti. hiçbirşey hatırlamıyordu..
sürekli acılarını hatırlamaktan yıpranmış beyni ona yardımcı oluyordu, belki de bir çeşit tedaviydi bu. gecenin zifiri karanlığından, sabahın boz vaktine kadar uykusuz kalan gecelerde gözlerini tavana dikmiş öylece bakıyordu saatlerce.. ne sancılar bitiyor, ne acılar yineleniyor, ne üstüne çöreklenen zifiri karanlık dağılıyordu.. yıllardır rüzgarın uğultusu hiç gitmiyordu kulaklarından yaz gecelerinde bile. öyle ki ağustos sıcağında bile üşüyordu..

sen hiç kış gecelerinde üzerinde hiçbir şeysiz uyudun mu? kemiklerine kadar işlemiş soğuktan yanan ve kaskatı olmuş vücudunu hareket ettirmeye çalışırken ellerine hohlayarak ısıtmaya çalımış ve yetmemiş defalarca hayalleri çalınmış... 


çaydanlıktan çıkan buharla ısınmaya çalışan, en son duyduğu sıcaklık tuttuğu çok şekerli çay bardağında olan... 


sahi, sen hiç unuttun mu? 


peki, hiç sustun mu?